Emek Hareketi ve Ekoloji Hareketinin Yakınlaştırılması için Emek – Ekoloji Tutum Metni

“AYIN SONU, DÜNYANIN SONU”: AYNI SORUMLULAR, AYNI MÜCADELE

Bizler iklim adaleti genel hedefine ulaşmak için ekoloji örgütleri ile emek örgütlerinin  birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla kaleme aldığımız bu perspektif metni, 2024 yılında tüm sektörlerde çalışanların çıkarları doğrultusunda sendikalar içinde ve sendikalar arasında, emek hareketi ile iklim tartışmaları için bir başlangıç noktası olmayı amaçlıyor. Emek örgütlerinin kendi toplantılarında bu öneriyi ya da bunun özgün bir uyarlamasını gündemlerine almalarını; ayrıca bu metni bir başlangıç noktası yaparak geliştireceğimiz sektöre ve konuya özel yaklaşım ve taleplerimizi hep birlikte belirlemek için yol almayı hedefliyoruz. 

Giriş

BM Genel Sekreteri, dünyanın her yerini artan sıklıkta etkileyen eşi benzeri görülmemiş aşırı hava koşulları ile yeni bir küresel kaynama çağında olduğumuzu söyledi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Paris İklim Anlaşması’nın öngördüğü 1.5 C’nin altında kalmak için fosil yakıt kullanımının bu on yılda %25 oranında azaltılması gerektiğini ve yeni fosil yakıt sahaları geliştirilemeyeceğini belirtiyor.

Türkiye’de ve küresel ölçekteki işçi sınıfı yaşam, geçim kaynakları, gıda, suya erişim, barınma ve konaklama, zorunlu göç, dayanılmaz çalışma koşulları ve acil durum hizmetleri üzerindeki dayanılmaz yük nedeniyle iklim değişikliğinin korkunç sonuçlarından halihazırda etkileniyor. Kapitalizm ekolojik yıkım dolayımıyla işçinin bedenini de yıkıma uğratıyor ve kapitalist üretimin ancak bu şekilde sürdürülebiliyor.

Hükümet ve şirketler çalışanları, insanları ve gezegeni iklim değişikliğinin etkilerinden korumak için hiçbir şey yapmıyor,  Yeşil Yeni Anlaşma vb gibi söylemlerle taahhütlerden kaçmayı bir erdem haline getirmeye çalışıyorlar.

Evet, hükümetler ve şirketler halklara ve gezegene savaş açtı. Ekolojik kriz, bütün “bilimsel” kriterlere göre ciddi ve geri dönülmez biçimde canlı sağlığını etkiliyor. Bunda da insan toplulukları açısından bakıldığında, en büyük zararı en yoksullara veriyor. “Yaşamak için çalışmak zorunda olan herkes”, sadece ekolojik krizin değil, çevresel kirliliğin ve atıkların sağlığa verdiği zararlarla baş başa kalıyor ve kapitalizm, sanki bunların hepsi çalışanların suçuymuş gibi davranmayı başarıyor. Bütün bunlar bir yana, kapitalizmin yarattığı kirliliğin bedeli ödetilen işçilere “kirli çalışma” tek alternatifmiş gibi sunuluyor. 

Bütün bu nedenlerle, “işçilerin üretimden gelen gücü” yeni bir anlam kazanıyor. İşçilerin bireysel sağlık ve güvenliklerinin yanı sıra ve elbette bununla da birebir ilişkili olmak üzere “sınıf çıkarları”, üretimin ihtiyaçlarla sınırlandırılmasını ve hem işçinin hem de doğanın ve içindeki bütün diğer türlerin sağlığının kâr karşısında önceliklendirilmesini gerektiriyor. Hükümetlere ve şirketlere karşı, emek hareketinin gündeminde ekolojik krizin bütün diğer krizleri tetikleyen ve belirleyen bu ekolojik kriz en baş noktaya tutturulmak zorunda. Ekolojik krizin geldiği boyutu çalışma hayatını kâr odaklı olarak düzenleyen devlet ve patronların karşısındaki mevcut tek güç olan sendikaların da anlaması gerekiyor. Emekçilerin dönüşüm stratejisindeki merkezi rolü üstlenmediği bir ekolojik mücadele, kesinlikle başarılı olamaz. Ancak ekolojik mücadeleyi, iklim adaleti mücadelesini gündemine dahi almamış bir emek hareketi de emeğin haklarını korumak konusunda sınıfta kalmaya mahkum.

Tüm emek örgütlerini iklim adaleti için mücadeleye çağırıyoruz.

Emekçilerin gezegenin geleceğine yönelik bilinçli müdahalesine yönelik bu acil ihtiyaç nedeniyle, sendikalar diğer sınıf örgütleri ve örgütsüz işçileri; bir bütün olarak emek hareketini iklim adaleti politik programında ortaklaşmaya davet ediyoruz. Ortak öncüllere sahip hareketimiz kamusal alanda ses getirebilir, kitlesel bir direniş inşa edebiliriz. Alışkanlıklarımızı kıracak, emek hareketi ile ekoloji hareketini birlikte dönüştürecek bir işbirliği yapabiliriz.

Bizler iklim değişikliğinin bir sınıf meselesi ve sendikal bir mesele olduğunu biliyoruz. İşçi sınıfı için eşitsizlik ve kötüleşen yaşam standartları fosil yakıtlı piyasa ekonomisi ve kemer sıkma politikaları ile iç içedir. Bizler bu nedenle, yeşile boyamalar, hiçbir hükmü olmayan iklim anlaşmaları, yeşil dönüşüm zırvalığı, yeşil işler gibi kaçış alanları, sürdürülebilirlik uzmanlarını işe alıp herşey yolundaymış gibi davranarak, iklimi emekçileri bölmek için kullanma girişimlerine birlikte karşı koymalıyız. İklim krizine sermayenin değil, gezegenin, işçilerin ve toplumların çıkarına olan çözümler geliştirmeliyiz.

İşçi ve toplum lehine çözümler

Zenginlerin karşısında kitlesel olarak işçileştirilen orta snıflar da dahil olmak üzere, tüm işçiler için ekolojik sistemin korunması herşeyden önce üretimin planlanmasına bağlıdır. Enerji kaynakları da dahil olmak üzere ihtiyaca göre üretim, emekçiler için de ücretler düşürülmeksizin daha az çalışma süresi anlamına gelecektir. Hayatını başkasının kârına kâr katmak için değil, kendini gerçekleştirmek için yaşayan insanlar olmayı hak ediyoruz.

İklim krizinin yıkıcı bir şekilde bozulmasını önlemek için petrol ve gazdan hızlı bir şekilde uzaklaşmamız, kömürden acil çıkış, petro-kimya ve otomotiv endüstrilerinin sınırlanması, mega ulaşım projelerine, AVM’lere son verilmesi gerekiyor. Ancak karbonsuzlaştırılmış bir ekonomiye ve topluma geçişin maliyeti, ödeme gücü en düşük olanlara yüklenemez. Başta çok uluslular olmak üzere neoliberalizmin savunucuları tarafından “üretim” yaptıkları gerekçesiyle hoşgörülen, oysa açıkça kendi kârları için gezegeni yok eden şirketlerden artan oranda vergi alınan bir sistem geliştirilmelidir.

İklim acil durumuna yönelik alınacak tüm önlemler kamu yatırımlarıyla gerçekleştirilmelidir. Fosil yakıtlardan çıkışın yaratacağı işsizlik, yeşil işlerle yine kamu tarafından telafi edilmelidir. Yenilenebilir enerjiler, toplu taşıma sistemleri, bina ve altyapı enerji verimliliği, ormanların, mera ve tarım alanlarının korunması, atık yönetimi, mesleki eğitim ve yeniden kalifikasyon ile küresel ve yerel ekosistemlerin doğal döngülerine saygılı tarım alanlarında olması; büyük miktarlarda finansman seferber edilmesi, kâr maksimizasyonunun öncelenmemesi, geçiş nedeniyle eski işlerini kaybedecek işçilere doğrudan ve kamu işleri niteliği taşıyan acil iş garantisi, tam, sürekli ve kapsamlı sağlık hakkı ve sağlık tazminatı verilmesi gerekir.İstiyoruz.

Enerji, su, ulaşım, posta, internet, eğitim, sağlık ve sosyal bakım gibi kilit ve temel ihtiyaçları karşılamaya yönelik sektörlerde kamu mülkiyeti zorunluluktur. Emekçiler de en az toplumu ve doğayı sömüren zenginler kadar sağlıklı bir doğal çevrede, insanca barınabilecekleri konutlarda yaşama hakkına sahiptir. Bu bağlamda emekçilerin yaşadıkları konutların minimum sağlıklı yaşam standartlarını karşılaması, yaşam alanları civarında hava, su, toprak temizliğinin temin edilmesi, kentlerde konutlarının yakınında parklara ve sosyal tesislere ücretsiz ulaşımları haktır. Hakkımızı istiyoruz.

Gıdaya erişimin gittikçe zorlaştığı ve gıda krizleriyle yaşadığımız günümüzde, emekçiler de en az toplumu ve doğayı sömüren zenginler kadar iyi besine ulaşma ve yeteri kadar beslenme hakkına sahiptir. Aynı zamanda en büyük kirleticilerden olan endüstriyel tarım ve hayvancılığa karşı, agroekoloji, tahrip edilen toprakların, meraların ve sucul ekosistemlerin ıslahı, yadigar tohumların ve biyoçeşitliğinin korunması, emekçilerin gıdaya erişim hakkının önkoşuludur. Talep ediyoruz.

Kapitalizm, kadınların ev içi emeğinin karşılığını ödemeyerek sömürüyü çeşitlendiriyor. Ayrıca iş piyasasında işe alımdan sosyal haklara kadar kadın emeğine yönelik çok yönlü ayrımcılık ve sömürüye son vermeliyiz. Kadınların omuzlarına yıkılan tüm yeniden üretim alanı gözden geçirilmeli, bakım emeği toplumsallaştırılmalıdır. Israr ediyoruz.

18 yaşına kadar herkes çocuktur ve çocuk işçi sömürüsü asla kabul edilemez. Çocukların eğitim alma, beslenme, oyun oynama ve kendini özgürce geliştirme hakkı tanınmalı, tüm çocukların bu haklarını eşit olarak kullanması, kamunun öncelikli sorumluluğu olmalıdır. Bu, gelecek kuşaklara borcumuzdur. Kırmızı çizgimizdir.

Çalışan insanlar kendi yaratmadıkları krizin bedelini ödememeli. Büyük sermayeyi ve kirleticileri hedef alan adil ve artan oranlı bir vergilendirme sistemi uygulanmalıdır. Takipçisiyiz.

Ekonomik ve sosyal adalet temelinde iklim değişikliği ve çevresel bozulmayı durduran politikalar için mücadele etmeliyiz. Edeceğiz.

Diğer ülkelerdeki işçiler ve işçi sınıfını mücadelenin öznesi olarak gören siyasi / ekolojik aktörler iklim adaleti mücadelesinde müttefiklerimizdir. Ekokırım sınır tanımıyorsa, işçi sınıfı da tanımamalıdır. Tanımıyoruz.

Yöntemimiz

Biz bu çözümleri fosil yakıtların iklim krizine neden olduğunu kabul etmeyi bir erdem sayan ikiyüzlülüğün batağındaki devletler ve şirketlerden beklemiyoruz.

İnsanın doğayla sağlıklı ilişkisi emeği vasıtasıyla doğayı temel ihtiyaçlarını gidermek için dönüştürmesi üzerine kuruludur. Bu bağlamda kapitalist sistemde insanın doğaya ve emeğine yabancılaşmasını gidermenin tek yolu, insanın emeğinin ürünü üzerinde tekrar söz sahibi olabilmesinden, üretimin şekline, neyin nasıl üretileceğine, çalışma koşullarının belirlenmesine, şirket kazançlarının hangi sektörlere yatırılacağına karar verme aşamalarına emekçilerin ortak olmalarından geçiyor.

Bu nedenle;

Karbonsuz bir ekonomiye hızlı ve geniş ölçekli geçişi gerçekleştirmek üzere gerekli işgücünü planlayacak, koordine edecek, finanse edecek ve eğitim/öğretimini sağlayacak katılımcı, demokratik bir yapılanma inşa etmeliyiz.

İşçilerin ve sendikalarının, karbondan arındırılmış endüstrilerin ve bunların gelecekteki işgücünün neye benzeyeceğinin tasarlanması ve tanımlanmasında doğrudan yer alması gerekiyor.

Toplum ve iklim adaleti gruplarıyla etkileşim de dahil olmak üzere, iklim adaleti için ‘tüm ekonomi’ yaklaşımına katkıda bulunan ortak endüstriyel stratejiler geliştirmek için sektörler içinde ve arasında, şubeler düzeyinde, ulusal ve küresel düzeyde birlikler oluşturmalıyız.

Acil eylem planı

Bütün bunlar için öncelikle, sendikalarla beraber yapılacak bir acil eylem planına ihtiyacımız var. Bu kapsamda;

İşçilerin ve toplumların çıkarlarına uygun bir biçimde iklim değişikliği ve ekolojik yıkımı ele alan politikalar ve bunları başarmak için de toplu sözleşme, grev ve eylem biçimleri için bir planlama yapmalıyız.

Ekonominin tüm sektörlerinde, tüm eşitlik taleplerini içeren, tüm çalışanlar için koruma sağlayan ve asgari olarak işleri, ücretleri, emekli maaşlarını, eğitim ve becerileri ve sendikal hakları kapsaması gereken geçiş planları geliştirmeliyiz.

Ekolojik krizin çözümü, sermayenin, devletlerin ya da ekolojik gibi görünmeye çalışan sahte yaklaşımların insafına bırakılamaz. Gezegenin geleceği yaşamak için çalışmak zorunda olanların, çalışmak zorunda olmasına rağmen iş bulamayanların, yaptıkları işlerin ücreti ödenmeyenlerin ellerindedir ve bu en geniş anlamıyla işçi sınıfı, çok geç olmadan bu sorumluluğun altına girmelidir.

Bu metin İklim Adaleti Koalisyonu Emek Çalışma Grubu tarafından konunun farklı özneleri ile yapılan bir dizi toplantı sonucunda kolektif olarak üretilmiştir ve yeni katkılara her zaman açıktır.